
Ramazan Turgut, açık bilim, akademik iletişim ve dijital araştırma altyapılarının kesişim noktasında çalışan bir yayıncılık uzmanı ve akademisyendir. Hâlen Directory of Open Access Journals (DOAJ)’da Yönetici Editör olarak görev yapmakta; bu kapsamda dergilerin açık erişime geçiş süreçlerini desteklemekte ve metadata, yayın etiği ile editoryal iş akışlarında iyi uygulamaların benimsenmesini teşvik etmektedir.
S1. DOAB’a elçi olarak katılma motivasyonunuz neydi?
Kariyerimin önemli bir bölümünü, Türkiye’de yayımlanan dergi ve kitapların uluslararası dizinlerde görünürlüğünü artırmaya adadım. Bu süreçte çoğu zaman dergiler için DergiPark gibi ulusal altyapılardan, kitaplar için ise üniversite yayınevlerinden yola çıkıldığını gördüm. Bu görünürlüğün araştırmacılar, kurumlar ve yerel topluluklar açısından ne kadar dönüştürücü olabildiğine birebir tanıklık ettim. DOAB, açık erişimli kitaplara küresel ölçekte erişim sağlarken bibliyoçeşitliliğe ve yerel yayıncılık geleneklerine saygı göstermesiyle benzersiz bir rol üstleniyor. Türkiye’deki açık erişim topluluğu açısından DOAB, mevcut dergi altyapılarını doğal bir şekilde tamamlayan bir yapı olarak öne çıkıyor; DOAJ gibi platformlar aracılığıyla dergilerin hâlihazırda sahip olduğu küresel görünürlüğü DOAB kitaplara kazandırıyor. Elçi olmak benim için son derece doğal bir adımdı: DOAJ’daki çalışmalarımı, metadata ve altyapı konusundaki deneyimimi, bilgiye açık ve adil erişime yönelik uzun soluklu mesleki bağlılığımı ve kitaplara duyduğum kişisel tutkuyu bir araya getirme imkânı sunuyor.
S2. DOAB elçisi olarak yürüttüğünüz çalışmalar aracılığıyla ülkenizde/bölgenizde açık erişimli kitap yayıncılığını nasıl geliştirmeyi planlıyorsunuz?
Öncelikli hedefim, Türkiye’deki yayıncıları, editörleri ve kütüphanecileri dinlemek ve DOAB ile çift yönlü, karşılıklı faydaya dayalı bir ilişkiyi nasıl kurabileceğimizi birlikte anlamak. Pek çok paydaş açık erişimli monografilere ilgi duyuyor; ancak teknik iş akışları, metadata ya da kalite kriterleri konusunda tereddüt yaşayabiliyor. Amacım süreci sadeleştirmek ve anlaşılır kılmak: Türkçe webinarlar ve uygulamalı destek sunmak, yayıncıların yüksek kaliteli metadata hazırlamalarına yardımcı olmak ve onları DOAB ve OAPEN topluluğuyla buluşturmak. Buna paralel olarak, kurumsal yayınevleri, üniversite kütüphaneleri ve DOAB, DOAJ, Crossref ve OpenAIRE gibi küresel altyapılar arasında daha güçlü köprüler kurmayı hedefliyorum. Böylece Türkiye’de yayımlanan açık erişimli kitapların doğru şekilde dizinlenmesi, güvenilir bulunması ve dünya genelinde kolayca keşfedilebilir olması mümkün olacaktır.
S3. Bu roldeki çalışmalarınızda size ilham veren kişi veya unsurlar nelerdir?
Sınırlı kaynaklarla çalışmalarına rağmen açık erişime güçlü bir bağlılık gösteren küçük üniversite yayınevleri, kütüphaneciler ve editörler beni sürekli olarak motive ediyor. Türkiye’de, neredeyse hiç özel altyapısı olmayan, ancak bilginin paylaşılması gerektiğine dair güçlü bir inançla etkileyici dergi ve kitap programları oluşturan ekipler gördüm. Ayrıca Türkçe, Kürtçe veya Arapça gibi dillerde yayın yapan ve buna rağmen çalışmalarının küresel akademik tartışmaların bir parçası olmasını isteyen araştırmacılardan da ilham alıyorum. Yerel bağlamı korurken uluslararası görünürlüğü sağlama yönündeki bu çabalar, daha iyi metadata, çok dilli keşif ve daha kapsayıcı altyapılar üzerine çalışmam için beni teşvik ediyor.
S4. Ülkenizde/bölgenizde açık erişimli kitap yayıncılığının gelişmesindeki en büyük zorluklar nelerdir?
Türkiye’deki temel sorunlardan biri, açık erişimli monograflar için sürdürülebilir finansman ve politika çerçevelerinin eksikliğidir. Pek çok kurum açık erişimi ilkesel olarak desteklese de, kitaplara yönelik somut politikalar, bütçeler ve iş akışları henüz yeni yeni oluşmaktadır. Türkiye’de açık erişimli dergilerin büyük çoğunluğu, ulusal ölçekte paylaşılan DergiPark platformundan faydalanmaktadır; ancak açık erişimli kitaplar için henüz benzer bir ortak altyapı bulunmamaktadır. TÜBİTAK ULAKBİM’in bu yönde bir platform fikrini değerlendirdiğini biliyorum. Böyle bir girişimin hayata geçmesi, özellikle üniversite yayınevleri tarafından üretilen açık erişimli kitaplar için oyunun kurallarını değiştirebilir. Ulusal bir kitap platformu, bu boşluğu doldurarak üniversite yayınevlerinin, özellikle Türkçe yayınlar açısından, açık erişimli kitapları sürdürülebilir biçimde yayınlamasını önemli ölçüde kolaylaştırabilir.
Buna ek olarak, kalite konusuna dair bazı belirsizlikler ve yanlış algılar da mevcut. Yazarlar zaman zaman açık erişimli bir kitabın “daha az ciddi” ya da “daha az prestijli” algılanabileceğinden endişe edebiliyor; oysa bunun doğru olmadığı açıktır. Son olarak, teknik kapasite de bir engel oluşturabilmektedir; kalıcı tanımlayıcılar, XML ya da yüksek kaliteli çok dilli metadata gibi unsurlar göz korkutucu görünebilir. Elçi olarak rollerimden biri, bu zorlukların aşılabilir olduğunu ve DOAB gibi altyapıların yayıncıları tam da bu yolculukta desteklemek için var olduğunu göstermek.
S5. Eklemek istediğiniz başka bir husus var mı?
Elçilik rolümün yanı sıra, “Language Agnostic Knowledge” adlı işbirliğine dayalı bir girişimde yer alıyorum. Bu girişim, yapay zekâ ve anlamsal teknolojilerin İngilizce dışındaki araştırmaların küresel altyapılarda daha görünür hâle gelmesine nasıl katkı sağlayabileceğini inceliyor. Bu çalışma, benim için DOAB’ın misyonuyla doğrudan bağlantılıdır: Açık erişim, kitaplar yalnızca ücretsiz okunabilir olmakla kalmayıp, yazıldıkları dilden bağımsız olarak kolayca bulunabildiğinde gerçekten anlam kazanır. Türkiye’den ve daha geniş bölgeden gelen açık erişimli kitapların, kendi koşullarıyla ve kendi dillerinde uluslararası akademik diyaloğun tam anlamıyla bir parçası olduğu bir geleceğe katkı sunmaktan büyük heyecan duyuyorum.